Friday, August 24, 2012

24



bugün düşündüm ki, 
ara ara bize sorulmalı, anlattırılmalı, düşündürülmeli; 

şu anda, tam bugün bu saniye tükettiğin hayatın rengi ne?
kokusu nasıl? ağır mı, hafif mi? 
yorgun mu, dinç mi? gündüz mü gece mi? sıcak mı serin mi?
fonda ne çalıyo, yanından kimler geçiyo?
dokunsan batar mı, yumuşak mı, paslı mı? sarılsan ona, o da sana sarılır mı, yoksa yarı yolda bırakır mı?

peki ya,
onu birine hediye eder misin şansın olsa, ya da atar kaçar mısın; yoksa kendine mi saklarsın? 


***

aşkın içine bak, en güzeline, hem var hem yok mu, bile bile.

anlamayıp sevdiğim cümleler var. 
anlayıp sevemediğim insanlar gibi. 
bazı şeyleri anlamamalı, bazı şeyleri yormamalı. 
bazı şeyleri bilmeli, bazı şeyleri sormalı. 


***

sordum kendime bugün; 30 yaşıma bastığım gün:

şu anda bugün hayatım uçuk yeşil, ara ara beyazlaşıyo hatta, güneşten çok fazla açılmış sarı çocuk saçları gibi. sıcak kokulu, tanıdık, sanki mandalina aromali. ama hafif, çok hafif. hayır yorgun değil, dinç de değil ama, sakin daha ziyade. herşeyin zamanı var der gibi. bekle der gibi. gündüz. sabah saatleri, öğlen olmadı daha. sıcak. esintili bi sıcak.
fonda chat baker çalıyo sanki, ve yanımdan geçenler sayıca öyle çok değiller. bildiklerim ve sevdiklerim. hissediyorum ki, sanki kime elimi uzatsam, tutacak elimi. havada kalmayacak ellerim ve ümitlerim.
dokunsam, hayır batmaz. biraz pütürlü sanki, kaygan değil, ama temiz.
sarılsam, hayır bırakmaz. o da bana sarılır, eminim.

ve, onu birine hediye edecek kadar değerli buluyorum evet, ama henüz ben çıkarıyorum tadını, şimdilik bana kalmalı.

***


insan ara ara yoklamalı kendini,
var mıyım, varlık mıyım?




No comments: