Wednesday, July 20, 2016

every


arkanda bıraktığınla vedalaşamamış, kurtulamamışsın.
dün, elinin bir yerlerine yapışmış kalmış, çıkaramamışsın. neyi tutsan ona yapışıyor, elini nereye sürsen iyice sağa sola yayılıyor. bir şeyleri işaret ediyorsun ya bazen, aslında herkes görüyor; parmağının ucundan hala geçmişin sarkıyor.

anlatmıyorsun, anlamazlar diyorsun. insanlar anlamaz. hem bilmiyor muyuz sanki; herkesin var böyle bir hikayesi, herkesin bir parmağından damlıyor silemedikleri. sadece bazısı daha iyi saklıyor çaresizliğini. anlatamıyorsun, mecalim yok diyorsun. mecalim yok. cümlenin öyle bir yerindesin ki, çoktan başını unutmuşsun. cümlenin başı tonlarca kelime, onlarca satır öncesinde kalmış, cümlenin sonu kim bilir hangi gün gelecek. nasıl anlatır, nasıl o kadar geri gidersin ki? hem gerçekten, buna heveslimisin ki?

sonra bir an geliyor, ciğerini göğe doğrultuyorsun, cevap yukarıdan gelecekmiş gibi. yok aslında bir cevap, sen de biliyorsun. yine de soruyorsun. yine de. benim içimi kim rahatlatacak? beni kim anlayacak? kim her şeyin iyi olacağını söyleyecek bana? kim temizleyecek bu elleri, kim okşayacak başımı? beni kim anlayacak? bağırmıyorsun, duymazlar diyorsun. insanlar duymaz. kendi kendine konuşuyorsun, kessen kanatır gibi, kendi kendini kanırtır gibi. içine içine konuşuyorsun; bütün kelimeleri deli bir nehir yapmış, içine akıtıyorsun.

derdi olan içini döker, sen bütün derdi içine döküyorsun.
beni kim anlayacak?
kimse. hiç kimse anlamayacak seni,
senin bunu hiçbir zaman anlayamayacağın gibi.




No comments: