Wednesday, October 24, 2012

-


beni bilen bilir, çok ağlarım, çok çabuk ağlarım.
ama böylesini daha önce yaşamadım.
dün gece uykumdan kendi ağlama sesim yüzünden uyandım.
hıçkıra hıçkıra ağlıyorum, gözyaşlarım enseme kadar inmiş, yastık bildiğin ıslak.

rüyamda son gördüğüm kareyi hatırlıyorum; birileri "ege'ye söylemeyin hemen" diyo, ben onu duyup, içimden "zaten biliyorum ben" diye geçiriyorum. sora merdivenlerden aşağı iniyorum, ananemin evindeyim, köşedeki koltuğa oturup, dizlerimi karnıma çekiyorum. karşımda birileri oturuyo, ben hiçbir şey söylemelerine fırsat vermeden deliler gibi ağlamaya başlıyorum. muhtemelen o deliler gibi ağlamam gerçekte de vuku buluyor, buluyor ki, kısa süre sonra ben kendi sesime uyanıyorum, rüya bitiyo.

sonra bi süre, uyuyamadım.
rüyanın başını hatırlamaya çalıştım, sadece olayın kendisini hissettim bi yerlerde, insanları bir de;
gerisini hatırlayamadım.

sonra sabah düşündüm,
nasıl bir rüzgar ki bu,
gündelik örtülerle örttüklerimizi çıkarabiliyo ortaya, geceleri?
ve nasıl bir düzenek ki bu, beynimiz, kalbimiz ve arasındakiler,
sadece saf bilgiye hakim; kandırmak olmuyo hiçbirini.

"söyleseler inanmazdım" dediğin şeyler var ya,
söyleseler inanmıyosun evet ama,
başına gelince anlıyosun;
hiçbişey o kadar imkansız,
hiç kimse o kadar bağımsız,
ve hiçbir değişim o kadar acısız değil aslında.

şu kıza küçükken demeliymişim ki,
sen sen ol, hiçbişey tutma içinde, bağır çağır.
çünkü bak, ses veremediğin her kelime, 
bi gece gelir, seni, senin sesinle uyandırır!








No comments: