Wednesday, June 1, 2016

have you told anyone?

kapısından içeri girdiğinde şarap bardaklarını da kahve makinasını da kendi elinle koymuş gibi bulacaksın istesen. dolapta mutlaka biraz meyve olacak, çünkü meyveyi sıcak yiyemezsin sen. çarşaflar tam istediğin gibi kokuyor olacak, sorsalar anlatamayacaksın, o kokunun ciğerlerindeki hissini bir tek sen anlayacaksın. koridorda yürüyeceksin bir ileri bir geri; o güne kadar her sabah o koridorda yürümüşsün gibi. o koridorda büyümüş, köşelerine kıvrılıp ağlamış, sarhoş gecelerinde bir duvarından diğerine vurmuş gibi; öyle tanıdık yürüyeceksin. öyle iyi bileceksin. orada içine çektiğin her nefeste öyle rahat edeceksin. banyo aynasındaki ışığın yerdeki aksini seveceksin, bunu bir tek sen farketmişsin, bunu zaten hep sevmişsin gibi. o aynada her akşam kendine bakmış gibi yeniden bakacaksın yüzüne. o aynada günden güne biraz daha yaşlanmışsın gibi, bir gün daha yaşlanacaksın yine. hiçbir yerde bulamadığın huzuru, çıplak ayakların nihayet o evin yerlerine bastığında hissedeceksin. hiçbir yerde huzur bulamayışının sebebinin, oradan uzak kalmışlığın olduğunu farkedeceksin.

insanın en büyük itirafları her zaman kendinedir.
insanı en çok kırıp en çok yoran da kendine itiraf edebildikleridir.
ve insanın yıllarca başka şeylerle oyalanması, kendini kendine bir türlü açamaması, aslında hep bu yüzdendir.

bilmiyorsan öğreneceğin gün gelecek elbet. biliyorsan artık kendine itiraf et;
bir tek senin değil, hepimizin var.
hepimizin hiç gitmediği, asla gidemeyeceği evleri var.
nerede olduğunu bir hatırlayıp, bir kaybettiği.
içinde kimin yaşadığını bir bilip, bir merak ettiği.
bize yazılmamış, bize verilmemiş, tuğlaları bizim için örülmemiş evleri var hepimizin.
hepimizin mutlaka bir tane.
hepimizin, hiç bizim olmamak üzere.


No comments: